Kegel Egzersizleri

Cinsel Sorunlar Hastalıklar 1 Comment »

Kadınlarda orgazmı çabuklaştırmak, kalitesini artırmak ve idrar kaçırmayı engellemek için, erkeklerde boşalmayı kontrol altına almak ve orgazm kalitesini artırmak için yapılan Pelvis egzersizi.

 

Nasıl Yapılır:

1. Öncelikle Pelvis tabanı kaslarını (PC kasını) tespit etmemiz gerekiyor. Bunun için idrar yapma esnasında idrarınızı yarıda kesmeye yani durdurmaya çalışın ve bunu yaparken hangi kaslarınızı kastığınıza dikkat edin. PC (Pelvis Corpus) kası erkekte de kadında da idrar tutmaya yarayan kaslardır. Orgazm sırasında her iki cinste de kasılır. Erkekte ki farklı görevi boşalma sırasında spermlerin dışarı fışkırtılması, kadında ki farklı görevi ise doğuma yardımcı olmasıdır. Ayrıca kadınlar bu kası tespit etmek için bir parmaklarını vajinalarına sokup onu sıkıştırmaya çalışarak ta anlayabilirler.

2. Artık hangi kastan bahsettiğimizi biliyoruz ve sıra bu basit egzersizi uygulamaya geldi. PC kası 3–10 saniye kasılır ve o kadar bir süre bırakılır. Bu ardı ardına 5–10 kez tekrarlanır. Bu egzersiz günde 5 kez tekrarlanırsa en iyi sonuç alınır.

 

Dikkat edilmesi gereken hususlar:

Öncelikle bu egzersizde aşırıya kaçmamak gerekir. İkinci husussa PC kaslarını kasmaya çalışırken mümkün olduğunca başka kasları (karın kasları, kalça kasları, makat kasları, v.s.) kasmamaya çalışmaktır. Ayrıca egzersiz sırasında düzenli nefes alıp vermek de gerekir.

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Sperm Miktarını Artırmak

Cinsel Sorunlar Hastalıklar No Comments »

Sperm (meni) miktarını artırmak, birçok faktöre bağlı olduğu için zor bir iştir. Bir seferde fışkırtılan sıvının hacmini artırmak her erkek için neredeyse penis büyüklüğü kadar önemli bir konudur. Bunun altında yatan birçok neden var. Birçok erkek için bu durum bir özgüven sağlıyor. Bir seferde bol miktarda meni ifrazatı yapabilmek, büyük penis sahibi olmak gibi, bir erkeklik, libido ve dölleme yeteneği sembolüdür. Büyükle küçük arasında fark yok! Bol meni yüksek dölleme yeteneği anlamına gelir. Boşaltılan sıvıda daha fazla sperm olacağı için hamile bırakma olasılığı da artar. Eğer evli bir çift çocuk yapmaya çalışıyorsa erkeğin fazla fazla boşalması, olasılığı artırıyor. Büyük penisle küçük penis arasında erkeğin aldığı zevk açısından bir fark yok. Büyük de olsa küçük de olsa orgazm aynı olabiliyor. Fakat hacmen az boşalmakla çok boşalmak arasında bir haz farkı oluşuyor. Bir seferde ne kadar boşalabileceğiniz konusunda en büyük rolü “bedenin temel durumu” oynuyor. Yani kalıtsal yapınız, yaşınız, beslenme tarzınız ve beden sağlığınız cinsel sağlığınızın hatlarını çiziyor. Sık seks yapmayın. Genetik yapı ve yaş elinizde olmadan size gelen sabitler. Beslenme tarzınız ise bu denklemdeki tek değişken olduğundan onu geliştirebilirsiniz. Aminoasitler, çinko ve epimedium bitkisi meni hacmini artırıyor. Günlük bol miktarda sıvı tüketimi ve sıklıkla deniz mahsulleri yemek de hacim artışıyla sonuçlanıyor. Fit bir vücuda sahip olmak iyi kan dolaşımı anlamına geldiği için orgazm açısından faydalı. Orgazm sırasındaki kasılmaları şiddetlendirmek ve meni çıkışını artırmak için PC kasını geliştiren Kegel egzersizlerini yapmak gerekiyor. Sık sık seks yapmak az boşalmaya neden oluyor. Örneğin iki ya da üç gün seks orucuna girip sonra ilişki kurarsanız bir seferde daha fazla miktarda meni boşaltabildiğinizi görebilirsiniz. Fakat üç günden fazla beklemek bir işe yaramıyor, çünkü depolar (testisler) belli bir limite gelince sabitleniyor.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Prostat Rahatsızlıkları

Cinsel Sorunlar Hastalıklar No Comments »

Prostat doğuştan itibaren her erkekte bulunan ve idrar torbasının tam çıkışını çepeçevre saran bir salgı bezidir. İdrar yollarının savunmasını yapan ve meniye katılan birtakım değişik salgılar üretir. Prostat belirli bir yaştan sonra olan değil, doğuştan itibaren tüm erkeklerde bulunan bir organdır. Ancak belirli bir yaştan sonra prostat hormonlardaki değişimin de etkisi ile yavaş yavaş büyümeye başlar. Bu büyüme fizyolojiktir. Saçlara ak düşmesi, derinin kırışması gibi normal yaşamın bir parçasıdır. Prostatın 3 önemli hastalığı vardır. Bu üç hastalık bu organda genellikle değişik zamanlarda olmakla birlikte birbirinden tamamen ayrı olup aynı anda üçü birden de olabilir.

1- Prostatitler: Prostatın iltihabıdır. Ani çok şiddetli bir prostat iltihabı insanı hastaneye aceleyle getiren, idrarı yapamaz hale getiren bir hastalıktır. Ağırlıklı olarak gençlerde görülür. Cinsel yolla kadınlardan bulaşan mikroplarla oluşur. Hijyene dikkat etmemek de prostat iltihabına neden olabilir. Yüksek ateş ve idrar yapamama gibi şikayetlerle başlar ve kişiyi yatağa düşürebilir. Prostatın iltihabı tam olarak tedavi edilmesi zordur. Çünkü bu organın içine antibiyotikler zor geçer. İltihap bu nedenle kronik yani müzmin hale gelip yıllarca insanı süründürebilir. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan hastalıklarda dikkatli tetkik ve doğru tedavi şarttır. Doğru tedavi edilmezse yıllarca bu durum devam eder ve kısırlık bile ortaya çıkabilir. Hastalıklı kişi ile birlikte beraber olduktan 1-2 hafta sonra idrar yolunda sızlama, kaşıntı, akıntı görülebiliyor ve bu durumdaki erkeğin üroloji uzmanına başvurması gerekir. Akıntıdan kültür yapılmadan rastgele kullanılan antibiyotikler kronik prostatit, kısırlık gibi kalıcı sorunlara yol açabilirler.

2-Prostatın büyümesi: Büyüyerek çevresinde bulunan idrar yolunu sıkılaştırması ve idrar yapmada zorluk oluşmasıdır. Bu hemen hemen herkeste normal olarak görülür. Sonuçta erkeklerin yüzde 10′u hayatlarının belirli bir döneminde prostatla ilgili bir sorundan dolayı ameliyat olurlar. Bir şekilde idrar yapmakta rahatsızlık hissedenlerin ise yüzde 30′u ameliyattık haldedir.

3-Prostat kanseri: İleri yaşlarda sık görülen bir başka tür prostat hastalığı da kanserdir. 60 yaşındaki insanlarda yüzde 30,70 yaşındaki insanların yüzde 40′ında kanser başlangıcı olacak kadar bozulmuş hücrelere rastlanır. Batı ülkelerinde trafik kazalarında ölen belirli yaşlardaki erkekler tarandığında 70 yaşındakilerin yarıya yakınında kanserli hücreler görülür.

Prostat kanseri erken aşamalarda yakalandığında tedavi edilip vücuttan yok edilebilir ve hastalıktan eser kalmaz. Ama geç teşhis edilirse bu hastalık kemiklere yayılırsa sadece idare edici tedaviler yapılır. Batı’da 40-45 yaşından itibaren PSA denilen bir tetkikle tarama yapılarak, kanser olup olmadığı araştırılır. Kadınların meme taraması yaptırdığı gibi erkeklerin de bu testi yaptırması gerekir. Basit bir kan testidir, 45 yaş sonrası her erkeğin 6 ayda bir yaptırmasını öneririm. Prostat büyümesi nedeni ile açık, kapalı veya lazer ile ameliyat olanlarda da bu risk devam ettiğinden PSA testi önemlidir.

Tags: , , , , , , , ,

Adet Düzensizlikleri

Cinsel Sorunlar Hastalıklar No Comments »

Âdet çevriminin düzensizliği, yumurtlamanın düzensizliğine bağlıdır. Genellikle, bir âdet çevriminin sonunda, hipofiz ve hipotalamustan bütün düzenleme mekanizması yeniden başlar ve 14. ya da 15. gün, yumurtalıkların birinden, yeni bir yumurtacık atılır (yumurtlama). Bazı kadınlarda bu mekanizma biraz düzensizdir ve yumurtlamalar düzenli olarak oluşmaları gerekirken, kararsız bir biçimde ya âdet kanamalarından hemen .sonra, sözgelimi çevrimin 10. günü ya da daha geç (çevrimin 20. ya da 25. günlerinde, hattâ çok daha geç günlerde) oluşabilir.

Yumurtlama bittikten sonra işe karışan sarı cismin çalışma süresi, her zaman aynıdır (15 gün). O halde, âdet çevriminin çalışma süresinin yumurtlama tarihini izleyeceği saptanmaktadır Böylece, ilk örnekte olduğu gibi, 25 günlük kısa bir âdet çevrimi, öteki örneklerde olduğu gibi de, 35-40 günlük uzun çevrimler olabilmektedir. Bu olay, ileri giden ya da geri kalan bir saate benzetilebilir. Hafif bir bozukluktur ve hiç bir tedavi gerektirmez. Önemli olan, yumurtlamanın düzenliliği değil, onu izleyen sarı cismin özelliğidir.

YUMURTLAYAMAMALAR:

Bazı kadınlardaysa, yumurtlama yalnızca gecikmekle kalmaz, hiç ortaya çıkmama tehlikesi gösterebilir: Buna, “yumurtlamasız çevrim” denir. Yumurtalık, yalnızca östrojen salgılar. Bazı kadınlarda da, yumurtalığın östrojen salgılamasında bir azalmaya uyan (yumurtalık, belirli bir çevrimsel ritmi korumuştur), oldukça düzenli âdet kanamaları olabilir.

Yumurtlayamamalar, ateş eğrisiyle ortaya çıkarılabilir; eğri, âdet kanamaları aralarında her zaman 36,5°C’tan düşüktür ve hiç bir ateş yükselmesi olmadığının saptanmasını sağlar. Ayrıca, yumurtalık salgısı, her zaman en alt düzeydedir. Âdet kanamaları, bütünüyle ortadan kalkmıştır: Buna. “âdet görmeme” denir. Dölyatağı mukozası, östrojenlerin etkisiyle gelişip ve kalınlığını artıracağı yerde alçak, ince, derin tabakaya indirgenmiş olarak kalır.

Yumurtlamasız âdet görmemeler, genellikle düşünülenin tersine, bedende hiç bir bozukluğa, özellikle de hiç bir ağrı, şişkinlik, ateş dalgasına neden olmaz. Yumurtalık, hipofizden artık uyarı alamaz ve dinlenmeye çekilir. Bununla birlikte, bütün özelliklerini yedekte korur. Bu durumda yumurtalık, sağlam, ama kurulması unutulmuş bir saate benzetilebilir.

Tags: , , , , , ,

Ağrılı Adet Dönemleri

Cinsel Sorunlar Hastalıklar No Comments »

Adet kanaması esnasında ya da hemen öncesinde kasıklarda ortaya çıkan rahatsızlık ve kramp tarzı ağrılara dismenore ya da menstrüel kramp adı verilir. Dismenore, primer ya da sekonder olabilir.

Primer dismenore, ilk adet kanamasından 1-2 yıl sonra ortaya çıkan, 25 yaş civarında ya da çocuk doğurduktan sonra azalan ya da kaybolan ve altta yatan patolojik bir nedenin bulunmadığı dismenoredir. Sekonder dismenorede ise ağrılı periodlara neden olan spesifik bir hastalık söz konusudur.

Nedenleri:

Adet kanaması esnasında rahim, kendi içinde biriken kanı atmak için kasılır. Bu dönemde prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır ve bu maddeler kısmen rahim kasılmalarından sorumludurlar. Primer dismenoresi olan kadınlarda bu prostoglandin adı verilen maddelerin üretiminin fazla olduğu ya da uterusun bu maddelere aşırı cevap verdiği düşünülmektedir.

Sekonder dismenoreye ise endometriozis pelvik iltihabi hastalığı, rahim ağzında darlık, rahim içi tümörler ya da uterus pozisyonunun anormallikleri neden olabilir. Zaman zaman spirale bağlı olarak da sekonder dismenore görülebilir.

Dismenore, karnın alt bölgelerinde kramp benzeri ağrılar ve rahatsızlıklardır. Buna eşlik eden diğer belirtiler sırt ağrısı, başağrısı, bulantı ve bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Dismenore ile birlikte adet öncesi gerginlik sendromu de görülebilir ancak bu şart değildir.

Tedavi:

Orta derecedeki dismenore şikayetlerinin pek çoğu, hafif ağrı kesicilerden fayda görür. Adetleri düzenli olan kişiler, ağrıların başlamasını beklemeden, adet kanamasından bir gün önce ağrı kesici almaya başlarlarsa ağrıların şiddeti oldukça azalacaktır. Bu ilaçların tok karnına alınması mideye yönelik yan etkileri azaltır.

Ağrıların daha şiddetli olduğu durumlarda yatak istirahati ve karın bölgesine sıcak uygulaması fayda sağlayabilir. Bu amaçla içine sıcak su doldurulmuş bir şişe kullanılabilir. Başka bir tedavi yaklaşımı da doğum kontrol hapı kullanılmasıdır. Bunlar prostaglandin adı verilen ve ağrıdan sorumlu olan maddelerin yapımını azaltarak krampları engelleyebilir.

Primer dismenore ergenlk döneminin ve 20′li yaşların başında sık görülür. 25 yaşından sonra azalmaya başlar ve genellikle çocuk doğurduktan sonra kaybolur. Tipik olarak adet kanamasından kısa bir süre önce başlar ve 1-3 günde geçer. Sekonder dismenore ise perioddan birkaç gün önce başlar ve tüm kanama boyunca devam edebilir.

Önlem

Dismenore alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır.

Aşırı yorgun, sinirli kişilerde adet sancısı daha fazla görülür. Bu nedenle kanama esnasında dinlenmek son derece önemlidir. Yine kabızlığı olanlar bu sancıları daha şiddetli yaşarlar. Lifli gıdaların bol tüketilmesi kabızlığı önler. Bol miktarda su içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol tüketilmemesi gibi basit ve kısa süreli önlemler ile sancılı adet kanamaları biraz daha rahat geçirilebilir.

Tags: , , , , , ,

AIDS

Cinsel Sorunlar Hastalıklar No Comments »

AIDS, ölümle sonuçlanan mikrobik bir hastalıktır. Bu mikrop bulaştıktan sonra, bağışıklık sistemini bozarak, insanın birçok hastalığa karşı kendini koruyamamasına sebep olur. Ancak, hastalık belirtileri, genellikle hemen ortaya çıkmaz. Zamanla vücudun savunma sistemi yavaş yavaş ortadan kalkar ve ortalama 10 yıl sonra, çeşitli hastalık belirtileri görülmeye başlar. AIDS hastalığı ortaya çıksın, çıkmasın, mikrobu taşıyan kişiler başkalarına bulaştırabilirler.

Bir insanda AIDS mikrobu olduğunu belli edecek net bir işaret yoktur. Kişinin kendi kendine tanı koyması mümkün değildir. Kesin tanı, ancak kan muayenesi ile konulur. AIDS’in halen kesin tedavisi yoktur ve henüz koruyucu bir aşı bulunamamıştır.

Mikrop, kişiden kişiye 3 yol ile geçebilmektedir: cinsel ilişki yoluyla, kan yoluyla ve anneden bebeğine. AIDS’ten korunmak için şu önlemler alınmalıdır:

Mikrobu taşıyıp, taşımadığı bilinmeyen kişiler ile girilen cinsel ilişkilerde kondom kullanılmalıdır.

Kontrol edilmemiş kan ve kan ürünleri kesinlikle kullanılmamalıdır.

Şırınga, iğne, jilet gibi her türlü delici ve kesici alet, başkaları ile paylaşılmamalıdır.

Çiftler evlilik ve hamilelik öncesinde AIDS testi yaptırmalıdır.

AIDS mikrobu, vücut dışında yaşayamayan çok dayanıksız bir virüstür ve dış ortamda kısa sürede ölür. Bu yüzden el sıkışma, sarılma, dokunma, aynı tabaktan yemek yeme ile, tuvalet ve banyolardan geçme tehlikesi yoktur.

Cinsel İlişki İle Bulaşma

AIDS ülkemizde ve dünyanın birçok bölgesinde en fazla kadın-erkek arasındaki cinsel ilişki yoluyla bulaşmaktadır. Bunun yanı sıra, iki erkek arasındaki eşcinsel ilişkiler de AIDS’in bulaşması açısından önemli yollardandır. Bu yol ABD’de en sık görülen yoldur.

Cinsel ilişki sırasında kadın ve erkek cinsel organlarındaki, makattaki zedelenmeler mikrobun sağlam kişinin vücuduna girmesine yolaçar. Cinsel organlarda herhangi bir hasar olmaksızın da geçiş olabilir. Cinsel ilişki sayısı ile bulaşma riski artmaktadır. Bununla birlikte tek bir cinsel ilişkiyle de bulaşma olabilmektedir.

Cinsel ilişkide, kadın cinsel organının daha geniş bir doku yüzeyine sahip olması ve ilaveten meninin daha yüksek yoğunlukta mikrop içermesine bağlı olarak, kadınlar daha fazla risk altındadırlar.

Sosyal yönden riskli davranışlar; birden fazla kişi ile korunmasız cinsel ilişkide bulunmak, eşcinsellik, hayatını fuhuşla kazanan kişilerle korunmasız cinsel ilişkiye girmek olarak sıralanabilir.

Cinsel yolla bulaşmanın engellenmesinde tek çözüm; herkesin “Güvenli Cinsel Davranışlar”ı benimsemesidir. Bunun için, her iki eş karşılıklı tek eşlilik davranışı içerisinde olmalıdır. Bunun yanında cinsel ilişki ile bulaşmanın önlenmesinde bugün için bilinen en güvenli yolun, ilişkilerde kondom kullanılması olduğu daima akılda tutulmalıdır. Kucaklama, okşama, sarılma, zedeleyici olmayan öpüşmeler ile AIDS bulaşmaz. İnsanların dış görünüşlerinden HIV ile enfekte olup olmadıklarını anlayamazsınız.

Kan Yoluyla Bulaşma

Mikrobu almış kişiden alınan; kan, kan ürünleri, organ, doku ve spermin başkasına verilmesiyle, virüs bulaşabilir. Buna bağlı olarak, kan nakline yoğun olarak ihtiyaç gösteren kişiler normal nüfusa kıyasla daha fazla risk altında kabul edilirler.

Kan yoluyla bulaşmanın diğer bir biçimi de, sterilize edilmemiş yani mikroptan arındırılmamış, iğne, enjektör, makas, jilet gibi diğer delici-kesici aletlerin kullanılması ile olan bulaşmalardır. Damardan uyuşturucu kullananlar kendi aralarında ortak iğne, enjektör kullanmalarına bağlı olarak, en fazla risk altındaki gruplar arasında yeralmaktadır.

Kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi için, öncelikle tüm kan ve kan ürünleri ile organ, doku, sperm vs. veren kişilerin uygun testlerle taranması gerekir. Mikropla bulaşmış veya kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünleri hiçbir şekilde kullanılmaz. Bu tedbirler Hükümetimiz tarafından alınmıştır.

Bugün için dünyada ve ülkemizde kan ve kan ürünleri nakli yoluyla olan bulaşmalar düzenli tarama çalışmaları neticesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış durumdadır. Kan ve kan ürünlerinin kontrolü ve tek kullanımlık enjektör uygulamasının yaygınlaştırılması ile yıllar içinde bu yolla olan bulaşmalar giderek azalmıştır.

Ancak kan yolu ile bulaşmanın tamamen önlenebilmesi için, mikrop taşıyan iğne, şırınga ve kesici aletlerle bulaşmaların da önlenmesi gerekir. Uyuşturucu bağımlılığı olan ve ortak enjektör kullanımı nedeniyle mikrobu alan kişiler ise hem Avrupa Ülkelerinde hem de ülkemizde artmaktadır.

Tıbbi uygulamalarda, tek kullanımlık iğne, şırınga ve malzeme kullanılmalı ya da bunlar sterilize veya dezenfekte edilmeden kullanılmamalıdır. Kişiler AIDS’ten korunmak için ortak jilet kullanımından kaçınmalı, makas, kesici delici tırnak bakım malzemelerinin steril olduğundan emin olmadan kullanılmalarına izin vermemelidirler. Bu aletlerin 20 dakika kaynatılması veya çamaşır suyunda bekletilmeleri ile AIDS mikrobunun etkisiz hale getirilmesi kolayca mümkün olabilmektedir.

Anneden Bebeğe Bulaşma

Mikrobu almış olan anne, bebeğine bulaştırabilir. AIDS mikrobu, hamilelik esnasında, doğum sırasında veya anne sütü ile bebeğe geçebilir. Anneden bebeğe bulaşma oranı kesin olarak bilinmemekte, %30 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Annneden bebeğine bulaşmayı en erken devrede tanımlamak ve gerekli önlemleri alabilmek için gebelik öncesi AIDS tarama testleri yaptırılmalıdır.

Mikrobu aldığı bilinen kadın için önerilebilecek tek yol hamilelikten kaçınmaktır. Çünkü doğacak bebeğin AIDS’e yakalanma olasılığının yanısıra, öksüz ve yetim kalma olasılığı da gözönüne alınmalıdır. Gebelik oluştuktan sonra nihai karar aileye ait olmak üzere gebelik sonlandırılabilir.

Son yıllarda ülkemizde de AIDS’li bebek doğumlarında artış olmuştur. Bugüne kadar annesinden AIDS mikrobu alan 6 bebek bildirilmiştir.

AIDS Tanısı ve Testler

AIDS’in kesin tanısı, laboratuvar tetkikleri ile konulur. En fazla kullanılan tanı yöntemi; tarama testleri ile kanda antikor tayinidir. Antikor, mikroba karşı vücudun geliştirdiği maddelere denilir ve bunlar mikrop girdikten ortalama 3 ay sonra oluşurlar. Bu süre 6 haftadan 1 yıla kadar değişebilmektedir. Dolayısıyla maruziyetten hemen sonra yapılan testler doğru sonuç vermeyebilir. Bu nedenle riskli davranışta bulunan kişinin durumu en erken 3 ay sonra belli olabilir.

İlk tarama testleri ile pozitif bulunan tüm örnekler mutlaka daha ileri teknik gerektiren doğrulama testi ile incelenir. Çünkü başka nedenlere bağlı olarak hatalı pozitiflik görülebilmektedir. Doğrulama testi ile tekrar pozitif bulunan kişi AIDS mikrobu ile karşılaşmış demektir.

Tarama testleri, ülkemizde bulunan devlet hastanelerinde, halk sağlığı loboratuvarlarında, özel hastane ve loboratuvarlarda, Kızılay kan merkezlerinde, üniversite hastanelerinde yapılmakta olan kolay ve ucuz testlerdir. Test başvurusunda, adınızı kodlayarak verebilir, kimliğinizi saklayabilirsiniz. Yasal olarak, kimlik bilgileriniz bilinse bile sağlık kuruluşunda gizli tutulmak zorundadır ve izniniz dışında açıklanamaz.

Mikrobu aldığınızdan herhangi bir şüpheniz varsa, hem bir an önce gerekli tıbbi yardımı almak, hem de sevdiklerinizi korumak için test yaptırınız.

Tags: , , , , ,
Designed by NattyWP Wordpress Themes.
Images by desEXign.
 
Saglik Bilgileri Türkçe İçerikli Web Siteleri